12 Şubat 2012 Pazar

VİCDAN VE İNTİKAM...

Herhangi bir toplumun sağlıklı "ruh haline" sahip olmasının en önemli ölçütü "vicdan"dır. Vicdan herşeyin başlangıcıdır. İyi bir insan olmanın "olmazsa olmazı", vicdanının sesini dinleyebilmesine bağlıdır. Toplumların en örgütlü yapısı "devlet"tir. Devletin sosyolojik anlamda meşruiyeti sağlarken, toplumsal vicdanın bakışına yer vermesi son derece önemlidir. Bu çerçevede kamusal yaşamda "vicdan" soyut bir anlam taşıyabilir. Ancak "asgari müşterek"te, kamuoyu nezdinde varılacak "zımni mutabakat" dikkate alınmak durumundadır.
Siyasal yaşamda "vicdan" tartışmalı bir konu olsa da, "kamu vicdanı"nın tatmin olacağı en önemli alan "adalet"tir. Zira devletin temeli "adalet"e dayanmaktadır. Bu işlevi yerine getiren "yargı mekanizması", demokratik devletlerde yasama ve yürütmenin vesayetinden bağımsız, yasalar ve vicdani kanaatler çerçevesinde hüküm verir.
O yüzden, bir çeşit dokunulmazlığı vardır ve "yargıç güvencesi", demokratik bir yapıda "olmazsa olmaz"dır.
Türkiye'de yaşanan tartışmalara, güncel polemiklere girmeden, bu zeminde yaklaştığımda "umutsuz" bir tablo görüyorum.
Vicdanın yerini intikamın aldığı sistemler, eski zamanlarda kaldı. Vicdan, sadece resmi yapılar değil, toplumsal ilişkilerde de belirleyicidir. Bu "ortak yaşamın" güvencesidir. Erki eline alan güç, "intikam"la diğer siyasal ve toplumsal muhalefete yaklaşırsa, o toplum "vicdanen çökmeye" mahkumdur.
Vicdanımızın sesine kulak verirsek, sağduyu egemen olur. Bu da demokrasinin sınıfsal değil ama ahlaki ön koşuludur...

0 yorum: