Ne zamandan beri, CHP hakkında yazı kaleme almayı tasarlasam da, sürekli erteleme yolunu tercih ediyorum. Zira "taraf" olduğum bir konuda, sübjektif değerlendirmelerin, okumak isteyen kişileri pek fazla ilgilendirmeyeceği, yazdıklarımın "parti içi bir dertleşme"den öteye gidemeyeceği kaygısı ağır basıyor.
12 Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra, sosyal demokrat/demokratik sol bir parti olmanın cilvesiyle, yapı içinde çeşitli arayışlar dile getirilmeye başlandı.
Kimileri hala "eski kadrolar"dan medet umarken, kimileri de partinin ideolojik kurgusuyla oynamanın telaşı içine girdiler.
Kişisel olarak Mayıs 2010'da CHP genel başkanlığı için sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na verilen "siyasal kredi"nin devam etmesi gereğine inanıyorum. Aksi takdirde, sürekli genel başkanlık sürecinde gündeme gelen kesimlerin, "gel-git" yönteminin "kabak tadı" vermesi, partinin siyasette hak ettiği yerden daha da uzaklaşması söz konusu olacaktır.
Kılıçdaroğlu'nun CHP'yi "Sosyalist Enternasyonal"le ve "Avrupa Sosyalist Partileri"yle yakınlaştırması, "ulusaldan evrensele" giden çizgide, olumlu gelişmelerdir. Unutulmasın ki CHP Sosyalist Enternasyonal'a 1976'da Bülent Ecevit'in genel başkanlığı döneminde üye olmuştur.
CHP, Türkiye'de entelektüel birikim ve sermayeyi, beyaz yakalıları ele alan, çağdaş demokratik değerler, sosyal devleti içeren ve piyasa koşullarını verili zeminde değerlendiren modern ekonomi başlıklarında, sevgili Aykut Arıkan'ın sıklıkla altını çizdiği "yaratıcı sınıf"ı temsil etmek durumundadır. Bu elbette emek kesiminden vazgeçmek anlamına gelmemekte, tam tersi tabanı genişleten bir açılımı ifade etmektedir.
Zira Türkiye'nin geleceği CHP'nin temsil ettiği kesimlerin çerçevesindedir. Katma değer yaratacak, teknolojik değişimi ve gelişimi sürdürecek entelektüel insan potansiyeli, CHP'nin siyasal ve örgütsel yapısında yer almak durumundadır. Parti örgütleri, CHP seçmenini temsil edecek bir biçimde yeniden yapılanmalı, gerçek üyelerle, önseçime dayalı parti organları, feodal bağlılıklardan ziyade, "geleceği öneren" bir altyapıya kavuşturlmalıdır.
"Atatürk'ün partisi", değişimi her zaman yakalamış bir tarihsel geçmişe sahiptir. 1946'da "çok partili sisteme" geçiş, 1959 "ilk hedefler beyannamesi", 1965 "ortanın solu", 1976 "demokratik sol" ve sosyal demokrasi başlıkları sadece konu başlıklarıdır.
Bugün de Türkiye'yi "yaratıcı değişim"le, emeğin en yüce değer olduğu bir anlayışla, yüksek teknoloji, marka değerlerini ortaya koyan çerçeveyle, CHP Türkiye'yi içinde bulunduğu Batı değerler sistemi içinde, önde gelen bir ülke konumuna getirebilir.
Bu noktada unuttuğumuz bir tümceyi yineleyeyim.
ÖZGÜR BİREY, ÖRGÜTLÜ TOPLUM, DEMOKRATİK DEVLET...
Kılıçdaroğlu, CHP'yi bu yapıya oturtacak bir vizyona sahiptir. Kadrosunu ve örgüt yapısını da bu zeminde ele almalıdır.
Demokratik rejimin otoriterleşme eğilimi gösterdiği, finansal ekonominin reel ekonomiyi bastırdığı zeminde, CHP'den beklenen, modern anlamda demokrasiyi ve ekonomiyi inşa etmektir...
13 Aralık 2011 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder