25 Eylül 2011 Pazar

POST MODERN DIŞ POLİTİKA...

Türk Dış Politikası'nda son yıllarda uygulanan temel yaklaşımı, Neo Osmanlı, Ilımlı İslam ya da Büyük Ortadoğu Projesi'nin uygulaması gibi yakıştırmalarla anmak çok moda.
Popüler anlamda bu tip değerlendirmeler, bir kolaylık getirebilir. Ancak yapısal bir eksiklik te hemen göze çarpmaktadır. Düşünelim bir kere. Son New York temasları ve sayın başbakanın BM konuşması ele alındığında, kafa karışıklığı yaşamamak mümkün değildir.
Muhafazakar Türk seçmeni gururu okşandıkça sevinse de, İran'la yaşanan gerilim, gün geçtikçe içten içe artmakta, Suriye ile neredeyse "sıcak çatışma" olasılığı somutlaşmaya başlamaktadır.
Suriye-İran ekseniyle 2010'da yaşanan "bahar havası", Suriye ile ortak askeri tatbikat yapma ve karşılıklı olarak vizelerin kaldırılması; İran'ın "uranyum zenginleştirme programı" çerçevesinde, bu ülkeye yaptırımlar uygulanmasına, BM Güvenlik Konseyi'ndeki geçici üyeliği zemininde Brezilya'yla birlikte "hayır" oyu kullanarak, Batılı müttefiklere ters düşmeyi göze alan bir performans sergilenmişti.
Bugün, Suriye'de yaşanan olayların ardından, Esad rejimi ile ipler kopma noktasına geldi; ABD'deki Obama-Erdoğan zirvesinde ise Suriye'ye "ortak yaptırımlar" uygulama kararı verildi. İran ise, gerek Suriye'ye olası bir Batılı müdahale karşısında, bölgede Türkiye dahil NATO üyeleri ve tesislerini hedef gösterirken, Kasım 2010'da kararlaştırılan NATO füze kalkanının radarlarının Türkiye'ye konuşlandırılması üzerine; Türkiye'ye karşı daha ağır bir kullanmayı tercih etmektedir. Ancak aynı İran; PKK terörüne karşı Türkiye'ye destek vermektedir.
Türkiye-İsrail krizi konusu, giderek bir Doğu Akdeniz krizine dönüşmekte, Türkiye'nin bu bölgedeki "münhasır ekonomik alan" ve "kıta sahanlığı" talepleri, Rum Kesimi'nden İsrail'e uzanan bir "çatışma riski"ni beslemektedir. Bununla beraber, ABD kaynaklı NATO radar sisteminin, İsrail'le istihbarat paylaşımına Türkiye'nin engel olma şansının olmadığı, ABD'li yetkililerin isim vermeden yaptığı açıklamalarda tesbit edilmektedir. Tam da bu sırada, ABD Predator'lerinin NATO kapsamında İncirlik'e geleceği, Türkiye'nin hedef yok edebilme özelliğine sahip, insansız uçakları, ABD Kongre engelinden dolayı, ABD personelinin kullanımında ev sahipliği yapacağı görülmektedir. Bu da Predator'lerin ABD kullanımında nasıl bir uygulama içinde olacağını "kestirilemez" bir yüzeyde götermektedir. "Predator alacağız" diyerek, ABD'nin ülkemize Predator konuşlamasına izin vermekle kalmayıp, parlamento kararından yoksun bir çerçevede yeni bir mantığa oturtacağımız görülmektedir.
AB hedefi unutulurken, 2004 Annan Planı'nda Rum Kesimi "hayır" demese, artık konu bile olmayacak "münhasır ekonomik alan" konusunu gündeme getirirken, Rum Kesimi, Lübnan ve Mısır'la "kıta sahanlığı" anlaşması yaparken sessiz kalıp, İsrail söz konusu olunca "donanma" ve "hava filosu" konusunu ortaya koyuyoruz. Üstelik Gazze'ye uygulanan "deniz ablukası" "kıta sahanlığı" konusuyla karıştırılmakta, BM Genel Kurul konuşmasında, Somali ve Filistin konularına verilen ağırlık; Kuzey Irak ve PKK sorunlarına verilememektedir.
Batı'yla gerilim denen noktada "füze kalkanı", ilişkilerin kurumsallaşmasında stratejik adım olarak nitelendirilirken, Türk-İsrail savaşı gibi gülünç iddialar ortada bir "ciddiyet sorunu" yaratmaktadır.
Post modernizmin tüm zemini bu çerçevede uygulama alanı bulmakta, "Batı'yla kolkola" ve "Batı'ya meydan okuyan" bir vizyon, dış politikanın "iki yüz"ü haline gelmektedir.
Batı'da demode olan post modernizm dış politikamızın adı olarak kaydedilme durumundadır...

0 yorum: