

Türk dış politikasında ilginç günler yaşanıyor. 11 Ekim'de düzenlenmesi planlanan
Anadolu Kartalı tatbikatının uluslararası bölümü iptal edilerek, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir kriz durumu ortaya çıktı. Söz konusu tatbikat, NATO üyeleri ve İsrail'i kapsayan bir hava tatbikatıydı.
2008 Aralık-2009 Ocak tarihlerinde İsrail'in Gazze'de Hamas'tan kaynaklanan roket saldırılarına yönelik hava hücumlarında, Konya'da eğitim alan İsrail uçaklarının kullanıldığı iddia edilmişti.
2009 Ocak tarihinde yapılan Davos zirvesinde, Türk başbakanının İsrail cumhurbaşkanı Şimon Peres'e yönelik sert tutumu, moderatör David Ignatius'a "one minute" söyleminde netleşen öfkeli tavrı Batı medyasında eleştirilirken, Arap medyasında övgüyle karşılanmıştı.
Ekim 2009'da
Anadolu Kartalı tatbikatından, İsrail'in dışlandığı savları, tatbikatın uluslararası bölümünden ABD ve İtalya'nın çekilmesi, beraberinde
Anadolu Kartalı'nın ulusal ölçekte bir askeri tatbikata dönüştürdü.
İsrail'den gelen sert tepkilerden en dikkat çekeni Dışişleri bakan yardımcısı Ayalon'un sözlerinde ete kemiğe ürünüyordu. Ayalon, İsrail'deki önemli gazetelerden
Jerusalem Post'taki ifadesinde, Türkiye'nin tavrının sadece İsrail'e değil, Avrupa ve Amerikan çıkarlarına da zarar verdiğini belirtiyordu.
Jerusalem Post,
"Ayalon: Turkey's decision should be looked into without bowing our heads", October 11, 2009.
http://www.jpost.com/servlet/Satellite?cid=1255204769797&pagename=JPost%2FJPArticle%2FShowFull
Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü P.J.Crowley, tatbikata davet edilen bir ülkenin, önceden haber vermeden, son anda listeden çıkartılmasını, hangi ülkenin başına gelirse gelsin kabul edemeyeceğini beyan ederek, Türkiye'nin tutumunu eleştirdi.
Jerusalem Post,
"US criticizes Turkey for ousting Israel from military drill", October 13, 2009.
http://www.jpost.com/servlet/Satellite?cid=1255450643051&pagename=JPost%2FJPArticle%2FShowFull
İsrail'in giderek sertleşen tutumu, İsrail savunma bakanı ve İşçi Partisi lideri Barak tarafından yatıştırılmaya çalışıldıysa da, İsrail'in önemli düşünce merkezlerinden
BESA Center'ın direktörü Prof. Efraim İnbar'ın
"Türk arkadaşlarıma açık mektup" başlığındaki ifadeleri, Türkiye'deki mevcut siyasal iktidara dozajı yüksek eleştiriler içerirken aynı zamanda Türkiye'nin Batı'dan kopması kaygısını da içermekteydi.
Efraim Inbar,
"An Open Letter To My Turkish Friends", BESA Center Perspectives Papers No. 92, October 11, 2009.
http://www.biu.ac.il/SOC/besa/perspectives92.html
İsrail'den Türkiye hakkında bu bağlamda tansiyon yükselirken,
Hürriyet'te Zeynep Gürcanlı'nın kaleme aldığı
"özel haber", var olan kriz ve kaygıları derinleştirecek içerikte gözüküyor. Haberde , Türkiye-Suriye arasında vizelerin kalkmasını içeren seremonilerin yanısıra, Türk ve Suriyeli 10'ar bakanın katıldığı toplantıda alınan kritik kararlar, Türk kamuoyuna açıklandı.
Buna göre, en önemli karar Türkiye-Suriye arasında geniş bir ortak askeri tatbikatın yapılması hakkındaydı.
Stratejik anlamda bir hayli ses getirecek bu kararın yanısıra, komutanların arasında kırmızı telefon hattının kurulması, subay değişimi de kararlaştırıldı.
Bu zeminde, Gürcanlı'ya göre,
"Güvenlik alanında Suriye ile güvenlik işbirliğinin derinleştirilmesine karar verildi. Bu çerçevede Atalay, Şam hükümetiyle Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalanacağını resmen açıkladı. Atalay, terörden insan kaçakçılığına, uyuşturucu suçlarından tarihi eser kaçakçılığına kadar tüm suçları kapsayacak bu anlaşma için Türkiye’nin bir taslak hazırladığını bunun da toplantılarda Suriye tarafına iletildiğini söyledi."Zeynep Gürcanlı, İsrail'i en çok kızdıracak konuların başında ise iki ülkenin arasında, savunma bakanları toplantısından sonra, alınan kararlar yüzeyinde, 3 komitenin kurulması dikkat çekiyor. Komitelerin adları ise şöyle: terörle mücadele-güvenlik, askeri eğitim- manevralar, lojistik- savunma sanayi.
Zeynep Gürcanlı,
"İsrail’e misilleme gibi karar", Hürriyet, 13 Ekim 2009.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12683864.asp?gid=229
İsrail'i
Anadolu Kartalı'ndan dışlar ve iki ülke arasındaki ilişkiler hızla irtifa kaybederken; Suriye'yle bu anlamda kapsamlı bir işbirliğine girişilmesi, kuşkusuz dikkat çekecektir.
1947'de BM Genel Kurulu'nda Filistin'le ilgili
"taksim planı"nı Türkiye reddetmiş, Filistin'de
"tek devlet"i içeren bir eğilim göstermişti. Mayıs 1948'de İsrail kurulduktan sonra, Aralık 1948'de Türkiye, Fransa ve ABD'yle birlikte BM'de kurulan
"Filistin Uzlaştırma Konseyi"nde yer aldı. Mart 1949'da İsrail ve Arap ülkeleri arasında "ateşkes" imzalandıktan sonra, Türkiye İsrail'i tanıyan, nüfusunun çoğu Müslüman olan ilk ve 1978'e kadar "tek ülke" oldu.
1967 ve 1973 savaşlarında, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler ne kadar gerildiyse de, 1958'de muhafazakar DP döneminde imzalanan "çevresel pakt" zemininde kurulan
Trident adı verilen istihbarat ağıyla, askeri, savunma ve istihbarat çerçevesinde kesintisiz ilerledi.
Soğuk Savaş sonrası, FKÖ ve İsrail'in temsilcilik düzeyini büyükelçiliğe çıkaran Türkiye, İsrail'le 1996 ve 1997'de askeri ve ekonomik ağırlıklı anlaşmalar imzaladı. 1998'de de revize etti.
Suriye'yle ise, 1946'daki bağımsızlık sürecinden beri Hatay ve su sorununda karşı karşıya geldik. 1957'de Sovyet güdümlü Suriye ve ABD müttefiki Türkiye, savaşın eşiğine geldi. 1984-1999 arasında Türkiye'ye yönelik PKK teröründe, 1998'e kadar PKK'nın başı Öcalan'ı ve PKK militanlarını ülkesinde ağırladı. 1998'de Öcalan'ın Suriye'ye terketmesi, Türkiye'nin Suriye'ye yönelik baskı politikasının sonucuydu. Türkiye-Suriye, 1957'den sonra, 1998'de tekrar savaşın eşiğine gelmişti.
1998'deki Adana mutabakatından sonra, Türkiye-Suriye ilişkileri yumuşadı. Hafız Esad'ın ölümünden sonra, Suriye devlet başkanı olan Beşşar Esad döneminde ilişkiler daha da gelişti.
10. cumhurbaşkanı Sezer de, bu zeminde Suriye'yi ziyaret etti. Türkiye-Suriye ilişkilerindeki bu gelişme, Suriye'nin Soğuk Savaş sonrası Sovyet desteğini yitirmesi, Türkiye-İsrail ablukası altında kendini hissettirmesi çerçevesindeydi.
Suriye'nin bir başka özelliği de, 1980'lerdeki İran-Irak savaşı sürecince, İran'la başlayan ittifakı ve bunun doğal sonucu, Lübnan'daki Hizbullah yapılanmasıydı.
2005'te Lübnan başbakanı Refik Hariri suikastinde, Suriye şimşekleri üzerine çekti ve 1976'dan beri süren işgalini sona erdirmek zorunda kaldı.
2008'den beri, ABD'yle ilişkilerini yumuşatan Suriye, ABD'nin Haziran 2009'da Şam'daki büyükelçiliğini yeniden açmasıyla, bir açılım başlattı. 2008 Aralık ayına kadar süren Suriye-İsrail dolaylı görüşmeleri de yeni Suriye siyasasının bir uzantısıydı.
Türkiye-Suriye arasındaki ilişkilerin, Batı'ya rağmen olduğunu söylemek, hele Türkiye'nin Batı'dan ayrılmaya başladığını ifade etmek, amacını aşan ifadelerdir. Türkiye'deki mevcut iktidarın, ABD siyasalarına verdiği desteğin somut emareleri Ermeni ve Kürt açılımlarıdır.
Ancak, Ermeni açılımında Anadolu'dan oy kaybetme kaygısı, İsrail'e yönelik söylemle telafi edilmeye çalışılıyorsa, bu çok büyük bir stratejik hata anlamına gelir. Zira, ABD müttefikliğinin zemininde, Yahudi lobisinin konumunu ve ABD-İsrail ilişkilerini yok saymak mümkün değildir. ABD, Suudi Arabistan ya da başka bir Arap ülkesine gösterdiği toleransı Türkiye'ye göstermez. Çünkü Türkiye NATO üyesi, Avrupa Konseyi üyesi ve AB katılımcı üyesidir. İçinde bulunduğu ittifakların İsrail'e bakışı da bellidir.
Davutoğlu'nun romantik İslamcı yaklaşımlarından ziyade, ABD'nin Suriye'yi kazanma ve İran'ı izole etme arayışı, Türkiye-Suriye ilişkilerini derinleştirmiştir. Yoksa, NATO bünyesinde olan Türkiye'nin NATO'ya karşın, bir başka ülkeyle askeri işbirliğine girmesi inandırıcı değildir.
Burada en somut sorunlardan biri hala Suriye-İran ittifakının NATO karşıtı eğilimleriyle sürmesidir.
İsrail'le ilişkileri de mevcut siyasal iktidarın ideolojik dürtüleriyle yok saymak, ciddi bir hesap hatasını ortaya koymaktadır.
Zira ABD'yle ilişkilerin iyi, İsrail'le ilişkilerin kötü olduğu bir denklemin mümkün kılınabileceğini düşünmek, ayağı havada gezmekle eş anlamlıdır.